Basın Açıklamaları

AKP'nin tüm toplumu ve toplumsal kurumları değiştirme, dönüştürme olmadı vesayet altına alma politikası devam ediyor.

17 Aralık 2013 tarihli Resmi Gazete'de Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'ne bağlı Çevre Mühendisleri Odası, Elektrik Mühendisleri Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İç Mimarlar Odası, İnşaat Mühendisleri Odası, Jeofizik Mühendisleri Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası, Makina Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Peyzaj Mimarları Odası ve Şehir Plancıları Odası üzerinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca idari ve mali denetim yapılacağına ilişkin karar yayımlanmıştır.

Ancak, TMMOB ilgili Bakanlığa gönderdiği 07.01.2014 tarihli yazıda; TMMOB ve bağlı Odaların kamu tüzelkişiliğine sahip Anayasal kuruluş olduklarını, bu tüzelkişiliklerin merkezi idare tarafından denetiminin usul ve esaslarının Anayasa'nın 135. maddesinde belirtildiği şekliyle kanunla düzenlenmesi gerektiğini, bu kural yerine getirilmeden Bakanlar Kurulu kararı ile yasama organının yetki devrine yol açan idari işlemle yapılmaya çalışılmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu ve, anılan Bakanlar Kurulu kararına karşı dava açıldığını, hukuk devleti ilkesi gereği açılan davanın sonucunun beklenmesi gerektiği bildirmiştir.

Altın madenlerini "kapatın" dedik,
"kapatın" demeye devam edeceğiz.
Kapatmazsanız hesap soracağız.

ALTIN=YOLSUZLUK

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonları ve çatışması, Türkiye'de altın madenciliğinin ve altın ticaretinin nasıl bir yolsuzluk, hukuksuzluk, yağma ve talana yol açtığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Ülkemizin doğal, kültürel ve tarihi varlıklarının yağmalamasının, iktidar-sermaye ortaklığının yaşama ve doğaya saldırılarının, yasadışı altın trafiğinin, kirli siyasi hesapların, hukuk tanımazlığın, kamu kurumlarının işlevsiz bırakılmasının karşılığı, ayakkabı kutularına ve yatak odalarındaki çelik kasalara sığmamıştır.

Maden ruhsat ve izinleri verilirken toplumsal çıkarın yerini nasıl rant ve siyasi çıkarın aldığı gerçeği ilk ağızlardan itiraf edilmeye başlanmıştır. Kapitalistlerin krizlerinden çıkış için yaşamlarımızı, yaşam alanlarımızı yok etmesine izin vermeyeceğiz.

Maden ve orman izinleri dahil, yaşam alanlarımız üzerindeki söz ve karar hakkı, Başbakan da olsa kimsenin şahsi ihtiraslarına kurban edilemez.

Gündemin çok yoğun olduğu dönemlerdeyiz yine. Ama halkın ve emekçilerin sorunlarının gündem olmadığı, olamadığı gerçeği değişmiyor.

Savaş, bayram, üniversiteler, demokrasi paketi derken halkın ve emekçilerin yoksulluğu giderek artıyor. Özellikle sektörümüzde son günlerde yaşanan işten çıkarmalar; bir kez daha bu ülkede demokratik hakların sadece lafta var olduğunu gösterdi.

Yıllardır bir yandan sahte demokrasi paketleri hazırlanırken, öte yandan işkolu düzenlemeleri, yetki prosedürleri vb. yöntemlerle sendikal mücadele engellenirken, işveren artık sendikalaşma çabalarına da tahammül edemiyor. En doğal hakkı olan örgütlenme hakkını kullanmak isteyen çalışanlar işten çıkartılıyor.

Ayrıca son günlerde gündeme getirilen sözde "kıdem tazminatlarının güvence altına alınmasını" öngören hazırlıklarla da çalışanların kıdem tazminatı hakkı da gasp edilmek istenmekte. Yaklaşık 12 milyon çalışanı ilgilendiren kıdem tazminatı mevcut haliyle her yıl için bir maaş üzerinden hesaplanıp, işveren tarafından ödenirken; tasarıda öngörülen her yıl için 13 gün tepkiler sonucu 20 güne çıkartıldı ve işverenin ödeme sorumluluğu fona devredildi. Üstelik işverenin bugüne dek olan kazanılmış kıdem tazminatı hakkını nasıl ödeyeceğine ilişkin bir açıklık yok.

TMMOB`ye bağlı Odalar 9 Kasım 2013 tarihinde bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklaması metni şöyle:

TMMOB TÜM SALDIRILARA KARŞIN TOPLUMSAL VE MESLEKİ YARARI SAVUNMAK İÇİN MÜCADELEYE DEVAM EDECEKTİR.

AKP`nin "ustalık" döneminde Türkiye, toplumsal yaşamda, kamu yönetiminde, kamusal görev ve işbölümü paylaşımında, kamu açısından hayati önem taşıyan kurumlarda ve meslek alanlarında köklü değişiklilikler yaşıyor. Kentler, akarsular, yeşil alanlar, kamusal yatırımlar, çalışma yaşamı, eğitim, sağlık, yargı ve benzeri alanlar, değişen ekonomik-siyasal-kültürel tercihlere bağlı ve bir bütün olarak gerici, neoliberal temelde düzenlenmektedir.

Kuruldukları günden bu yana iktidarların karar ve tasarruflarını toplumsal yarar ve mesleki fayda süzgecinden geçiren, mesleki-bilimsel doğruları dayanak alarak muhalif tavrını ülkenin en karanlık dönemlerinde bile sergilemekten geri durmayan TMMOB ve bağlı Meslek Odaları, AKP iktidarının topyekûn saldırı dalgasının önde gelen hedeflerinden biridir.

Önce ODTÜ'deki binaların "kaçak" olduğunu iddia etti İ. Melih. Anında yanıtını aldı.

Sonra Eymir gölüne taktı. Orada müthiş bir rant vardı. Yine tutturamadı.

Şimdi ODTÜ ormanından yol geçirmek istiyor.

ODTÜ'lülerin 50 yıl önce elleriyle diktikleri, yıllar içinde orman halini almış, Ankara'nın belki de bu büyüklükte tek yeşil alanını yok etmek istiyor.

Yol bahane. Herkes biliyor. Bu iktidar özgürlüğe ve bilime düşman. ODTÜ'nün akademik alanda evrensel onurumuz olması bile ilgilendirmiyor onu.

14.06.2013 tarihinde 20 AKP Milletvekili tarafından TBMM Başkanlığına "Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi" sunuldu. Arkasından basında işveren temsilcilerinin 6331 sayılı yasanın uygulamasının erteleneceği açıklamaları yer aldı.

Bilindiği gibi yıllarca iş kazaları sonucu Organize Sanayi Bölgelerinde, maden ocaklarında, tersanelerde, iş yaşamının olduğu hemen her yerde yüzlerce işçi ne yazık ki toplu bir şekilde hayatını kaybetmesi sonucu oluşan tepkilerle 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çıkartılmış ve 30.06.2012 tarihinde Resmi Gazete` de yayımlanmıştır ve 30.12.2012 tarihinden bu yana da yürürlüktedir. Yasada işyerleri, Az Tehlikeli, Tehlikeli, Çok Tehlikeli olarak üç grupta toplanmaktadır. Tehlikeli ve Çok Tehlikeli sınıfta yer alan işyerlerinde çalışan sayısına bakılmaksızın, 01.07.2013 tarihinden itibaren; Az Tehlikeli Sınıfta yer alan işyerlerinde de yine çalışan sayısına bakılmaksızın 01.07.2014 tarihinden itibaren iş güvenliği uzmanı çalıştırılması zorunluluğu getirilmiştir.

Siyasal iktidar 10 yıldır toplumu kendi inanç ve anlayışları doğrultusunda yeniden dizayn etme çabalarına bir yenisini ekliyor. Ülkemizde sürekli olarak nitelikli ara eleman ihtiyacına vurgu yapılırken; bir yandan bunları yetiştirecek teknik öğretmenlerin yetiştiği teknik eğitim fakülteleri kapatıyor, bir yandan da teknik öğretmenlere toptan mühendis diploması vermek istiyor.

Bilim, teknoloji, araştırma-geliştirmede yaşanan hızlı gelişimin aksine, toplumsal gelişimin dinamik gücü olan mühendislik öğretimi ve uygulamalarında zaten açık bir gerileme yaşanmaktadır. Üniversiteler hızla çoğalırken hem düzey düşmekte hem de piyasaya endekslenerek mühendislik hizmetleri ve öğretimi ticarileşmektedir. Mühendislik eğitim-öğretimi ve uygulamalarının bilimsel teknik içeriği ile kamusal, toplumsal hizmet niteliğine büyük darbeler indirilmiştir.

Son on yılda altyapı ve akademisyen eksikliğine bakılmaksızın açılan üniversitelere gençleri doldurarak işsizlik rakamlarını sözde düşürenler, mühendis sayısını da artırarak nitelikli işgücünü ucuz emek sömürüsüne maruz bırakmaktadır.

Tüm ülkeyi saran, dünyanın dört bir yanından ses getiren Gezi parkı direnişinin başlangıcında yine bildik söylem vardı; bunlar marjinal gruplar.
İsyan büyüyüp kitleselleşince bir ek yapıldı; provokatörler var. Masum insanları devlete karşı kışkırtıyorlar! Bu da tutmadı.
Direniş büyüdü, kitleleri kucakladı. Her renkten, her dinden, her meslekten genç yaşlı, kadın erkek sokaklardaydı. Yıllarca egemenlerin toplumu türk-kürt, alevi-sünni, müslüman-ateist vb. diyerek bölüp parçalama çabalarına karşı "insanca" bir karşı çıkış oldu GEZİ.
İnsana, doğaya ve geleceğimize sahip çıkan barışçıl bir karşı çıkış.

Ülkemiz toplumsal meşruiyeti olan, en temel insani talepler doğrultusunda kendiliğinden örgütlenmiş bir hareketin devinimini yaşarken başbakanın kasımpaşalı edasıyla sesi geldi;
"Çapulcular, anladığınız dilden konuşurum"

AKP iktidarının Taksim Gezi parkına Topçu kışlası yapma hevesi ve parktaki direnişçilere kolluk kuvvetleriyle saldırmasıyla ortaya çıkan direniş çok kısa zaman içerisinde siyasal iktidarın politikalarına karşı bütün ülkeyi saran halkın meşru bir hak arayışına dönüşmüştür.

Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği olarak bu süreçte halkın meşru ve yaratıcı direnişine "AKP Elini Taksim'den, Gezi Parkı`ndan, Doğamızdan ve Yaşam Alanlarımızdan Çek!", "TMMOB, Yaşatılanlara Karşı İtirazım Var Diyerek Sokakları ve Meydanları Özgürleştirenler ile Omuz Omuzadır!" diyerek destek oldu. Özellikle İstanbul`daki direnişin ve Taksim Dayanışmasının başından beri içinde ve merkezinde yerini aldı.

Şimdi gerçekleri görme zamanı.

Şimdi halka uygulanan polis terörünü hemen durdurma zamanı.

Bu hunharca saldırıyı durdurun.

Unutmayın tarih halkına zulmeden diktatörlerin hazin sonu ile doludur.

Ülkemiz tarihine not düşüldü bir kez daha.
Bir kez daha diktatörlere, dayatmacılara, yağmacılara, emperyalizmin uşaklarına boyun eğmeyeceğini gösterdi Türkiye.

Ordusundan, yargısına, ilkokulundan üniversitelerine dek tüm toplumun yeniden düzenlenmesinin, kaç çocuk yapacağından, içkisinden sigarasına yaşam tarzına karışılmasının yarattığı gerilim sonucu gezi parkı bardağı taşırmıştır.