DUYURULAR

"TÜBİTAK-YDABÇAG UZMANLAR KOMİSYONU RAPORUNUN ELEŞTİRİSİ" kitabı yayımlandı

TMMOB Jeoloji, Çevre, Kimya ve Metalurji Mühendisleri Odalarının ortak çalışması ile hazırlanan

BERGAMA-OVACIK ALTIN İŞLETMESİ GİRİŞİMİ KONUSUNDA TÜBİTAK-YDABÇAG UZMANLAR KOMİSYONU RAPORUNUN ELEŞTİRİSİ

kitabı yayımlandı.

TÜBİTAK Raporu Gerçeği Yansıtmıyor

Bergama, Ovacık'ta yargı kararları çiğnenerek ısrarla sürdürülen çalışılan altın işletmeciliğini haklı göstermek için Başbakanlığın Tübitak'a hazırlattığı bir Rapor çok tartışma yarattı. Yüksek yargı, bu işletmenin çevre ve insan sağlığına karşı giderilemez risklerinden ötürü sürdürülmesinde kamu yararı olmadığı gerekçesi ile izinlerinin kaldırılmasına karar vermişti. Başbakanlık ise, yargı kararını uygulamak yerine, Şirket'in isteğine uydu ve Tübitak ve Bakanlık temsilcileri tarafından seçilerek kurulan "Uzmanlar Kurulu"na durumu inceletme yolunu seçti. Bu Kurul ise, hazırladığı Rapor'da bu işletmenin çağdaş teknolojinin gereklerini yerine getirdiğini, dünyanın en gelişmiş tesisi olduğunu ve çevre ve insan sağlığı açısından kayda değer bir risk taşımayıp ulusal ekonomi açısından gerekli olduğunu savunuyordu.

Şimdi, odalarımız uzmanlarının incelemeleri sonunda bir kez daha ortaya çıkan gerçek kısaca özetlenebilir : "TÜBİTAK Raporu Gerçeği Yansıtmıyor".
Tübitak Raporu, Kurulun iki yöneticisinin bir Ana Raporu ve değişik konuları irdeleyen 11 uzmanın ek raporlarından oluşuyor. Ana Rapor her şeyden önce, ekteki uzman raporlarının ciddi uyarılarını dikkate almamış, saptırmış ya da göz ardı etmiş. Bunun gibi, bu konuda ABD'nde yapılan toplantılarda dile getirilen görüş ve uyarılar da yok sayılmış. Rapor, kullandığı kaynaklardan, ifadelerine, işlevini aşan isteklere ve içindeki tekrarlara kadar hep işletmeci şirketin çıkarlarını koruma çabasında. Bu konularda uzmanlığı ve Bergama üstüne çalışmış olduğu bilinen bilim insanları ile bir ilişki kurulmamış; tartışılmamış bile. Raporu hazırlayanlar arasında halk sağlığı uzmanı yok. Bu konu, bir hukukçu tarafından tartışılmış.

Ekindeki uzman raporları hazırlanırken yalnız Şirket'in sağladığı metin ve veriler kullanılmış ve durumu değerlendirmeye yönelik bir ek araştırma yapılmamış. Bu ek raporların çoğunda en küçük bir eleştirici yaklaşım yok ve yalnızca Şirket'in verdiği veriler sıralanıp sergilenmiş.

Evet bu yüzden de, "TÜBİTAK Raporu Gerçeği Yansıtmıyor".

Oysa, odalarımız uzmanlarının incelemeleri sonunda derleyip hazırladıkları "Eleştiri Raporu"nda da ayrıntılı biçimde açıklandığı gibi Bergama-Ovacık altın işleme tesislerinde çevre ve insan sağlığına yönelik riskler dün de vardı, bugün de var. Bu riskler yüksek ve çoğunun giderilmesi olanaksız görülüyor. Bu risklerin bazıları yeterince araştırılmamış. Ciddi bir araştırma eksiği var. Bu risklerin giderilebilir görünenleri konusunda da dünden bugüne kayda değer bir şey yapılmamış. Şirket'in ve Tübitak Raporu'nun çok övündüğü bazı yapı ve tesislerin ciddi zaafları var ve dünyadaki hemen hemen aynı özellikte tesislerde de çok ciddi sorunlar yaşanmış. Dünyada aynı üslupla savunulan birçok tesiste son 20 yıl içinde büyük kazalar yaşanmış, çevre sorunları ortaya çıkmış. Son iki yılda Romanya'da, Kırgızistan'da, Gana'da, Çin'de ölümlere de neden olan kaza ve felaketler yaşandı.

Bütün bunlara karşın, "TÜBİTAK Raporu Gerçeği Yansıtmıyor".

Gerçek ne? Gerçekte,

Önde gelen risk, deprem riski. Tesis önemli bir deprem riski altında. Ancak, buna karşı önlemler pekiştirilecek yerde, konu geçiştirilmeye çalışılmış.

Deprem riski yalnızca atık barajı için tartışılırken tesisin öteki birimleri için göz ardı edilmiş. 17 Ağustos 1999 Depremi sırasında Tüpraş'ta yıkılan kulenin çevredeki tankların yanışına neden olması ya da Yalova Aksa'da hasarlanan tanklardan çevreye akrilonitril yayılması gibi, burada da hasar görecek herhangi bir yapıdan başta siyanür olmak üzere zehirli kimyasalların saçılması riski sürüyor.

Atık barajı tesisin en riskli yapısı. Bu yapıda depolanacak atığın yalnızca sıvı fazı arıtılmış ve katı fazında tonlarca ağır metal ve siyanür bileşikleri bulunacak. Bu büyük bir risk kaynağı. Barajda bekletildiği sürece bu iki faz arasında ortaya çıkacak tepkimeler, bu çamurun bir nedenle çevreye yayılması durumunda çok zararlı kimyasalların ortaya çıkmasına neden olacaktır.

Deprem riski ile birlikte, atık barajının herhangi bir nedenle yıkılması durumunda çevredeki yeraltısuyunun nasıl bir risk altında kalacağı yeterince irdelenmemiş.

Barajın ana seddesinin duraylı kalacağı kuşkulu. Yapılan bir değerlendirme ile beklenen deprem yükleri altında seddenin güvenlik katsayısı 1'den az çıkmıştır.

Üstelik, 30 m yükseklikli kaya dolgunun, taşıtılacağı kalın ve zayıf alüvyonda ortaya çıkaracağı oturmalar da seddenin hasar görme riskini arttırıyor.

Daha kötüsü, barajın gerisindeki vadide yaşanabilecek bir sellenmeye ilişkin olarak kullanılan veriler çelişkilidir ve ne yazık ki memba seddesi ve çevirme kanallarının boyutlandırılmasında küçük debiler dikkate alınmıştır. Barajın böyle bir sellenme durumunda taşarak yıkılması riski yüksektir.

Tesiste yalnızca atık su arıtılmaktadır. Bu su ile birlikte barajda depolanacak olan katı atıklar ağır metalleri, siyanür bileşikleri ile birlikte orada sürekli kalacaktır. Bu zehirli atıkların duraylılaştırılması için hiçbir şey yapılmamıştır. Baraj bir nedenle göçer ya da kaçırırsa çevreye denetimsiz bir kirlilik yayılacaktır.

Barajdaki bu su+katı atık su karışımı siyanürlerin hidrojen siyanür gazına dönüşmemesi için yüksek pH'ta tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak, gerek alınan önlemlerin yetersizliği, gerek barajdaki çamur karıştırılamayacağı ve gerekse taşkın riski nedeni ile bunun güvencesi yoktur.

Açık ve yeraltı maden ocağından çekilmesi gerekecek olan yeraltısuyu miktarı da yanlış ve eksik hesaplanmıştır; bu su baraja boşaltılacak ve barajın kapasitesi bu suyu alamayacağı için, barajın duraysızlaşma riski yükselmektedir.

Ocaktan çok miktarda su çekileceği için çevredeki yeraltısuyu akiferi tükenecek, yeraltısuyu düzeyi düşecek ve kullanılagelen kuyular kuruyacaktır.

İşletmeden salınacak olan azot bileşiklerinin nitrik asite dönüşmesi ve doğada duraylı olan yöredeki arsenopiriti çözmesi sonucu arsenik kirlenmesi ve kanser yayılması riski vardır. Bunun ölümcül örnekleri dünyanın bir çok yeri ile birlikte ülkemizde de yaşanmıştır. Kütahya'da siyanürle gümüş işletilirken, bu süreç sonunda 800 yıllık bir komşu köyde kanser ölümleri sonucu yalnızca 6 kişi kaldı.

Açık ocakta şev duraysızlaşması riski, patlayıcı uygulamalarında uçan taş riski, işletmeden kaynaklanacak gürültülerin izin verilen düzeyi aşma riski, zararlı kimyasal ve maddelerin kamu ulaşım yollarında taşınması riski, açık ocaktan çıkacak pasanın hiçbir önlem alınmadan atık barajı seddesinde depolanmasından kaynaklanacak riskler, siyanürle işlemden kaynaklanan kaza ve sızma riski, kullanılacak öteki 10 çeşit kimyasal maddeden kaynaklanan riskler, atık barajı seddesinde kullanılacak pasadan asit maden drenajı oluşma riski, tesisten çıkacak tozların ince ve silisli oluşu nedeni ile yörede akciğer kanseri yayılması riski, su arıtma sisteminin işletmesindeki olası yanlışlar sonunda çevreye HCN, disiyan ve kükürtdioksit yayılması riski de kayda değer öteki risklerdir.
Bu riskler bütün ağırlığı ile süregelmektedir ve giderilmesi için önlemler alınmadığı, pek çoğunun da giderilemeyeceği açıktır!
Oysa tesis, çevre ve insan sağlığına yönelik risklerin önemini arttıracak kadar özel ve çok duyarlı bir yörededir.

Bunlar TÜBİTAK Raporu'nda ya hiç ele alınmamış; ya üstünkörü geçiştirilmiş; ya da ek raporlarda değinilmiş olmasına karşın Rapor'un ana bölümünde dikkate alınmamıştır.

Bu durumda, bilimin ve mühendislik ilkelerinin ışığında, daha fazla beklenmeden yargı kararlarının uygulanması gerektiği ortaya çıkıyor.
Ne yazık ki bir de şu ortaya çıkıyor,

"TÜBİTAK-YDABÇAG Uzmanlar Komisyonu Raporu Gerçeği Yansıtmıyor".

TMMOB Çevre, Jeoloji, Kimya ve Metalurji Mühendisleri Odaları