Basın Açıklamaları

Kütahya’da Eti Gümüş A.Ş. tarafından işletilen gümüş madeni işletmesinde korkulan olmuştur. Daha büyük felaketleri beklemeye gerek yoktur. Sağlıklı bir çevrede yaşama hakkımızın korunması, daha büyük felaketlerin yaşanmaması için bir kez daha uyarıyoruz. Kütahya Gümüşköy’de bulunan Eti Gümüş’e ait gümüş madeni işletmesi derhal kapatılmalıdır.

Hopa, Tortum, Gerze, Ulukışla, Pazarcık, Dersim, Çine, Yuvarlakçay başta olmak üzere Türkiye genelinde Anayasal yurttaşlık görevlerinin gereği olarak çevre hakkını savundukları için yöre yurttaşları hakkında dava ve soruşturmalar açılmaktadır. Prof.Dr.Onur Hamzaoğlu gibi dürüst bilim insanları, kamuoyuna yaşanan çevre sorunları konusunda açıklama yaptıkları ve gerçekleri anlattıkları için soruşturmaya uğramaktadır. Ama Kütahya’da yaşanan felaketin asıl sorumluları olan başta dönemin Çevre ve Orman Bakanı, Sağlık Bakanı ve Kütahya Valisi olmak üzere sorumlu kamu yöneticileri hakkında halen tek bir dava açılmamıştır.

Türkiye'de son bir yılda çevre direnişlerine karşı gerçekleştirilen yüzlerce gözaltı ve tutuklamayla, verilen idari para cezalarıyla birlikte, binlerce çevre direnişçisi hakkında soruşturma ve ceza davaları açıldı. Yaşamını, toprağını, suyunu savunanlar hakkında her fırsatta yeni davalar ve soruşturmalar açılırken Bergama'da 2005 yılında çevrecilere karşı taşlı, sopalı saldırıyı organize eden ve bizzat yöneten Koza Altın Şirketinin patronu Akın İpek ve diğer şirket yetkilileri hakkında açılan davalarda usul eksiklikleri bitmek bilmiyor.

Eti Gümüş A.Ş.'nin Kütahya'da bulunan maden işletmesindeki atık depolama barajının 07.05.2011 tarihinde kısmen yıkılması üzerine kamuoyu ile paylaşılan görüşleri gerekçe gösterilerek işletmeci şirket tarafından TMMOB Çevre Mühendisleri Odası'na 30 bin TL'lik manevi tazminat davası açılmıştır.

Yaşanan bunca felakete rağmen söz konusu madencilik faaliyetine son verileceğine başta Çevre ve Orman Bakanlığı, Kütahya Valiliği ve Eti Gümüş A.Ş. yetkilileri tarafından kamuoyunu tatmin edecek bir açıklama yapılmamaktadır. Gelişmeler, her geçen gün toplumda daha fazla kaygı duyulmasına yol açarken yetkililerin olayın üstünü örtmeye dönük tavırları bu kaygıları derinleştirmektedir.

Neo-liberal politikalarla, sosyal hukuk devletinin bütün kazanımları yok edilirken sermayenin önündeki her türlü kamusal denetim işlevsizleştiriliyor. Ama bütün bu talan politikalarına ve yolsuzluklara karşı mücadelemiz sürüyor.

Kütahya Gümüşköy İzleme Platformu’nun 25 Mayıs 2011 tarihindeki Kütahya’da Eti Gümüş maden işletmesinin kapatılması için Kütahya Valiliğine bir dilekçe vermiş ve tesisin tehlikeleri konusunda yöre halkına bilgilendirmiştir.

Basın açıklaması ektedir.

 

Kütahya Gümüşköy'de bulunan Eti Gümüş A.Ş.'ne ait gümüş madeni işletmesinde atık depolama barajında taşma meydana gelmiş ve atık barajı yıkılma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Atık depolama barajındaki sızmalar ve taşmalar neticesinde atık depolama havuzundan aktif durumda bulunan ağır metaller (arsenik, kurşun, bakır, çinko vs.) yeraltı sularına ve besin zincirine karışmaktadır.

Bölgedeki içme suyundan alınan numunenin Çevre Mühendisleri Odası tarafından yaptırılan laboratuar analizi sonucunda, sudaki siyanür miktarının limit değerden %40 daha fazla olduğu tespit edilmiştir. İlerleyen günlerde sızmalarla birlikte bu miktar daha da artacaktır.

Sızmaların dışında atık havuzundan sürekli olarak buharlaşan hidrojen siyanür gazı çevreyi ve insanları zehirlemektedir.

Kütahya Gümüşköy'de bulunan Eti Gümüş A.Ş. ait gümüş madeni işletmesinde atık depolama barajında taşma meydana gelmiş ve atık barajı yıkılma tehlikesi ile karşı karşıyadır.

Kütahya ili Gümüşköy'de uzun yıllardır siyanürleme yöntemiyle gümüş üretimi yapan, gümüş tesislerinin atık barajları çevreyi tehdit eder büyük boyutlu atık depoları durumuna gelmiştir. Bugüne kadar hiçbir önlem alınmadan, yapılan üretimle dolmuş ve birkaç kez sızma yapan, baraj gövdesi artık bu atığı tutamayacak konumdadır.

Ayrıca barajdan sızmalar ve taşmalar dışında yüzeyinden sürekli olarak buharlaşan hidrojen siyanür gazı çevreyi zehirlemekte, bölgede ağır metallerin çözünmesine ve besin zincirine girmesine neden olmaktadır.

Küresel katiller, kapitalizmin bir kalesi olan, emperyalizmin saldırılarına hukuksal zemin hazırlayan Birleşmiş Milletler adı altında, diktatörlüğü devireceğiz diye, Libya Halkına bomba yağdırıyor, yeni silahlarını deniyor.

Türkiye, iktidarıyla, muhalefetiyle Birleşmiş Milletler kararını bahane ederek, sessiz kalmak bir yana, küresel katillere Irak'ta ve Afganistan'da olduğu gibi çanak tutuyor. Türkiye, suçlulara karşı derhal tavır almalıdır.

Dünyanın en kaliteli ve kütlesel petrol yataklarının bulunduğu Libya'da, yıllarca diktatörlük altında ezilen halk şimdi de, havadan bombalanarak küresel katillerce katlediliyor.

Libya'da yaşanan iç çatışmaları önce organize, sonra da bahane eden gözü doymamış emperyalist küresel katiller, yeni savaş stratejilerini ve silahlarını saat saat aralıklarla Libya halkı üzerinde deniyorlar.

16 Mart 1978 yılında İstanbul Üniversitesi önünde üzerlerine bomba atılarak, faşizmin saldırgan yöntemiyle öğrencilerin katledilmesinin üzerinden 33 yıl geçmesine rağmen, sorumluları hiçbir soruya yanıt vermediler.

Yaşanan hukuksak mücadeleye zaman aşımı nedeniyle son verilmeye çalışıldı. Ancak insanlığa karşı işlenen suçlar unutulmaz. Zaman aşımı olmaz. Üzerinden yıllar geçse de unutulmayacaktır.

12 Eylül faşizminin hazırlık provaları olan bu ve bu tür Çorum, Maraş Sivas katliamları tarihimizde kara bir leke gibi durmaktadır.

Okyanusta yaşanan depremin, Japonya'da kurulu bulunan nükleer santrallerde yarattığı son patlama ve radyoaktif sızıntıların boyutları, nükleer santrallerin dünyanın başına bela olduğunu bir kez daha ağır sonuçlarıyla göstermiştir.

Japonya halkının acılarını paylaşıyoruz.

Ayrıca normal çalışma koşulları içerisinde olan birçok nükleer santralden sızan radyoaktif maddelerin yarattığı sorunlar ve atıklarından kaynaklı sorunlar herkesçe bilinmektedir. Ancak bu sorunlar bugün Japonya'da yaşananlar gibi inkar politikasıyla gizlenmeye çalışılmaktadır.

Hala daha santrallerin nesillerinden söz edilerek, sorun yokmuş gibi gösterilmeye çalışılmaktadır. Kaçıncı nesil olursa olsun, her nesli sorunlu olmuştur.

8 Mart 1857'de Newyork'da 40 bin dokuma işçisi kadın daha iyi koşullarda çalışmak, eşit işe eşit ücret talebiyle greve çıkmışlardı. Patron grevci kadınlarla diğer işçilerin dayanışmasını engellemek için fabrika kapısına kilit vurdu. Kapıları kilitlenen fabrikada çıkan yangında 129 kadın işçi yanarak can verdi. 1910 yılından bu yana, 8 Martlar cinsel ve sınıfsal sömürüye karşı mücadele günü olarak kutlanmaya devam ediyor.

Biz kadın mühendisler de 8 Mart'ın 101. Yılında 5 Mart Cumartesi günü mitingdeydik.

Kapitalizmin güvencesiz çalışma ortamına dur diyor, emeğimize sahip çıkıyoruz! Biz kadın mühendisler erkek egemen toplumsal ilişkilerin ağında çifte sömürü altında olmayı reddediyoruz. Biz kadınlar emeğimiz ve bedenimiz bizimdir diyoruz. 8 Martlarda dünyanın her yerinde kadınlar kurtuluşları için eylem alanlarında! Sömürüye, kadın cinayetlerine, taciz-tecavüze, erkek egemen iktidara ve kadına dayattığı rollere karşı özgürlük ve eşitlik için sokaklara çıkıyoruz.